0

Sonsuza Dek Sophie, Kemal Sayar

Gözleriniz madam
Gözlerinize bakıyorum da
Sanki bir yangın yeri
Yüzünüz talan edilmiş bir
İmparatorluktan kalmış gibi,
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın
Aldırmaksızın,
patlayan bombalara şiir söylüyor gibi
Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi
Siz koşuştururken lise bahçelerinde
Dilinizde Goethe’den Yarım yamalak ezberlenmiş iki dize
Ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
Bir şairdim ben
Kalbimi büyüten dumanlı odalarda
Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam.
Yalan yok! yalan asla olmayacak
Çünkü aşkı üstünüze serpiştirip kaçan o yağmur
Bir gün sizi de ıslatacak
Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbimin içine
Orada yenilenmiş bir şarklıyı göreceksiniz
Biz şarklılar, yani Allah’a inananlar, oruç tutanlar
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar
Hep yenildik!
Farklı mağlubiyetlerden kuruldu bizim tarihimiz
Diyorum ki vaktiniz varsa bu akşam….
Bizim yüzümüz kızarır madam söyleyemeyiz
Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz.
Genç kızlara başlarımızı çevirip bir bakamayız
Bir bakarsak usulca elimizden kayar
Ve parçalanır kristal gençliğimiz
Biz kristal gençleriz madam
Kolayca tuz buz oluruz
-Eve gitsem daha iyi
İyide benim o darmadağın halimi bırakıp nereye,
Her gece saatlerce alıştırma yapıp da
Bir tek sevda sözcüğü fısıldayamamanın sıkıntısı
Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun madam ?
Merdivenlerden peşinizden koşup da
İsminizi haykırmamayı size bakarken derinde
Bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden nereye ha…
Bir gün yağmur yağsa
Sırılsıklam o yağmurda ıslanacak
Ve elinde sımsıkı tutuğu bir karanfille
Gözyaşları,saçlarından sızan yağmurla karışacak
Onun kapısının önünde duracaktı
Onun kapısının önünde duracak
Ve asla zile basmayacaktı
O kapının önünde saatlerce ağlayacaktı o sırada fonda
”Senin mavi gözlerinde” çalacaktı
Sophie, Sophie…
Heyhat Sophie gidiyordu
Mağrur bir prenses gibi şairin kalbinden sürgün edilmişti.
Sanki hilafet ilga ediliyordu.
Saltanat sefalete mahkum edilmişti.
Tarih yeniden yazılıyordu.
Sen benim sürgünümsün Sophie.
Benim ülkem daplık ve karanlıktır
Dağların arasından bana bir yol vardır
O yolu yürümek zordur…
Gözleriniz madam
Gözlerinize bakıyorum da
Sanki bir yangın yeri
Yüzünüz talan edilmiş bir
İmparatorluktan kalmış gibi,
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın
Aldırmaksızın,
patlayan bombalara şiir söylüyor gibi
Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi
Siz koşuştururken lise bahçelerinde
Dilinizde Goethe’den Yarım yamalak ezberlenmiş iki dize
Ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
Bir şairdim ben
Kalbimi büyüten dumanlı odalarda
Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam.
Yalan yok! yalan asla olmayacak
Çünkü aşkı üstünüze serpiştirip kaçan o yağmur
Bir gün sizi de ıslatacak
Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbimin içine
Orada yenilenmiş bir şarklıyı göreceksiniz
Biz şarklılar, yani Allah’a inananlar, oruç tutanlar
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar
Hep yenildik!
Farklı mağlubiyetlerden kuruldu bizim tarihimiz
Diyorum ki vaktiniz varsa bu akşam….
Bizim yüzümüz kızarır madam söyleyemeyiz
Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz.
Genç kızlara başlarımızı çevirip bir bakamayız
Bir bakarsak usulca elimizden kayar
Ve parçalanır kristal gençliğimiz
Biz kristal gençleriz madam
Kolayca tuz buz oluruz
-Eve gitsem daha iyi
İyide benim o darmadağın halimi bırakıp nereye,
Her gece saatlerce alıştırma yapıp da
Bir tek sevda sözcüğü fısıldayamamanın sıkıntısı
Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun madam ?
Merdivenlerden peşinizden koşup da
İsminizi haykırmamayı size bakarken derinde
Bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden nereye ha…
Bir gün yağmur yağsa
Sırılsıklam o yağmurda ıslanacak
Ve elinde sımsıkı tutuğu bir karanfille
Gözyaşları,saçlarından sızan yağmurla karışacak
Onun kapısının önünde duracaktı
Onun kapısının önünde duracak
Ve asla zile basmayacaktı
O kapının önünde saatlerce ağlayacaktı o sırada fonda
”Senin mavi gözlerinde” çalacaktı
Sophie, Sophie…
Heyhat Sophie gidiyordu
Mağrur bir prenses gibi şairin kalbinden sürgün edilmişti.
Sanki hilafet ilga ediliyordu.
Saltanat sefalete mahkum edilmişti.
Tarih yeniden yazılıyordu.
Sen benim sürgünümsün Sophie.
Benim ülkem daplık ve karanlıktır
Dağların arasından bana bir yol vardır
O yolu yürümek zordur…
0

Kıyam/et bize , Hüseyin Atlansoy

iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmidört saatlik
günlerdeyim anneanne

rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne

oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor

yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese

halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarız

ne dersin, kasada da
muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.

kahrolsun amerika deriz sonra
kahrolsun fransa için ve mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya

mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa

anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde

anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele

yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde

sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize

Hüseyin Atlansoy

0

Sen Türkü yak ben Mermi , İbrahim Tenekeci

Sen türkü yak ben mermi

 

gökten zembille inen sadece aşktir
ve ölüm daha şık durur bronz bir tende
her daim sıfır kilometre bir gün var önümüzde
gir ve ortalığı karıştır.

 

ah diyorum, ahi bilir misin sen
dünya dedikleri gömgök bir yatır
nereden bilmiş beni, röntgeni icat eden
otuz yıl yaşadım elde var sıfır.

 

git ve körünü öldür, bitsin artık nazları
şöförlerin kurşunlaması gibi birtakım tabelaları
iştah kabartan ne varsa iste onları
vurmak, her insana yakışır.

 

dünya küçük demişlerdi, nerdesin
kuyruğunu bırakması gibi bir kertenkelenin

kim böyle orta yerde bırakır
ve yazmaz birkaç satır.

 

bana günahtir,
nereye gidersem orası senin yurdun
çünkü aklımdan çıkmıyorsun.

 

Ibrahim Tenekeci
0

Tavan Arası, Ezra Pound


Gel, bizden iyi olanlara acıyalım.
Gel, dostum, hatırlayalım:
	Zenginlerin uşakları var, dostları yok;
Bizim dostlarımız var, uşaklarımız yok.
Gel, evlilere, bekârlara acıyalım.
Küçük ayaklarla girer şafak,
	Yaldızlı bir Povlova gibi
Ben tutkunun yanındayım.
Yaşamada daha iyisi yok
Bu duru serinlik saatinden,
	Beraber uyanmanın saatinden.
0

Ekonomik Şiirler Serisi, Muttaki Kolbasar

Ruhunu kendime özel mülk edindiğimden beri

Az kapitalist, çok liberalim
Kollektif paylaşımı tüm kıskançlığımla reddediyorum
Gözlerin tüm mal varlığım
Vergisini göz yaşımla ödüyorum
Tüm hak ve ödevlerim sana karşı
Oy kullanıyorum, hep Seni seçiyorum
Seçme ve seçilme hakkı yalnız senin
Demokrasiyi sevmiyorum
Adaletin kılıcını da görmüyorum
Borsada hep sana oynuyorum
Benim dövizim sen güldükçe yükseliyor
Ağlayınca sen devalüasyon oluyor kan basıncımda
Kalbim senin enflasyonuna göre çarpıyor
Ekonomik krizdeyim yokluğundan beri
Kemal dervişim ol gel yalandan da olsa kurtar beni
Muttaki Kolbasar 
0

Robot, Bülent Ecevit

ROBOT
Ellerim dallar gibi açılır bazen Allah’a.
Ki Allah’tır veren bu güçsüz ellerimi benim.
Senin ellerinden güçlü ellerim ki ben verdim,
Onlar kapalıdır Allah’a.
Bir parça demirden ibaretsin Allah’a göre.
Sana verdiğim bir ömürdür,
Ki yaşamadan sürüyorsun sen onu.
Sana bu ömrü verenler senden çabuk ölür.
Çeliğin çürümesi kadar uzaktır bir robotun sonu.
Allah, Allah olduğu için yarattı beni.
Ben Allah olamıyorum ne kadar yaratsam.
Ve tapmıyor bana benim yarattığım adam,
Beni yaratana ben nasıl tapıyorsam…

Bülent Ecevit / 1940

0

Şikayet Edemeyiz, Hans Magnus

şikâyet edemeyiz.
işimizden atmıyorlar bizi.
aç kaldığımız yok.
karnımız doyuyor.
otlar büyüyor,
büyüyor milli gelir,
tırnak uzuyor,
uzuyor tarih.
sokaklar boş.
sağlamca sonuçlandı pazarlık.
canavar düdükleri ötmüyor
n’olsa geçer hepsi.
ölüler vasiyetlerini yaptı.
yağmur seyreldi artık.
daha ilan edilmedi savaş.
acelesi de yok zaten.
otları yiyoruz.
milli geliri.

tırnak yiyoruz.
yiyoruz tarihi.
saklı gizli bir şeyimiz yok.
söyleyecek bir şeyimiz yok.
bir şeyimiz.
saatler kuruldu.
faturalar ödendi.
hepimiz yıkandık.
son otobüs geçiyor.
boş.
şikâyet edemeyiz.
ne bekliyoruz peki?”